Arapzon mu, İngilizköy mü?
Son yıllarda Karadeniz Bölgesi'nde özellikle Trabzon ve çevresine gelen Arap turist sayısında ciddi bir artış yaşanıyor. Yaz aylarında yaylalarda, tarihi mekânlarda, turistik alanlarda Arap turistlere sıkça rastlıyoruz.

FATİH MUHCU
fatihmuhcu@hotmail.com - 05462369940Son yıllarda Karadeniz Bölgesi'nde özellikle Trabzon ve çevresine gelen Arap turist sayısında ciddi bir artış yaşanıyor. Yaz aylarında yaylalarda, tarihi mekânlarda, turistik alanlarda Arap turistlere sıkça rastlıyoruz.
Elbette her turist gibi çevreye duyarlı olanı da var, olmayanı da. Bazen doğada bırakılan çöpler haklı eleştirilere neden oluyor. Ancak birkaç olumsuz örnek üzerinden tüm bir topluluğu değerlendirmek de doğru değil.
İşin bir de ekonomik boyutu var. Bölgeye gelen her turist; otellerde konaklıyor, restoranlarda yemek yiyor, marketlerden alışveriş yapıyor, araç kiralıyor ve esnafın yüzünü güldürüyor. Turizmin amacı da zaten budur. Bölgeye ekonomik hareketlilik kazandırmak ve insanların gelir elde etmesini sağlamak.
Ne var ki Trabzon'a Arap turistlerin gelmesi bazı kesimleri ciddi şekilde rahatsız ediyor. Hatta zaman zaman "Arapzon" gibi ifadeler kullanıldığını görüyoruz. Oysa Akdeniz ve Ege kıyıları yıllardır İngiliz, Alman ve Rus turistlerin yoğun ilgisi altında. İzmir'e veya Antalya'ya gelen yabancılar için benzer söylemler pek duyulmuyor.
Marmaris'te ya da farklı turizm merkezlerinde yabancı turistlerin taşkın davranışları, sokaklarda uygunsuz görüntüler vermesi zaman zaman gündeme geliyor. Buna rağmen kimse o şehirleri turistlerin milliyetine göre yeniden isimlendirmiyor. Benzer şekilde Akdeniz ve Ege'de birçok işletmenin tabelası İngilizce olduğunda bu durum doğal karşılanırken, Trabzon'da Arapça tabelalar görüldüğünde hemen eleştiriler yükseliyor. Bu yaklaşımın çok da samimi olduğunu söylemek zor.
Gerçeği kabul etmek gerekiyor. Arabistan ve Körfez ülkeleri sıcak iklimlere sahip. İnsanlar doğal olarak yaz aylarında daha serin, daha yeşil ve daha huzurlu bölgeleri tercih ediyor. Karadeniz'in eşsiz doğası, yaylaları ve temiz havası da bu nedenle ilgi görüyor. Bunun rahatsız olunacak değil, doğru yönetilecek bir durum olduğunu düşünüyorum.
Ancak burada önemli olan sadece turist gelmesi değil, bu ilgiyi fırsata dönüştürebilmektir. Fırsat derken bir liralık ürünü beş liraya satmayı kastetmiyorum. Turisti kazıklamakla turizm gelişmez. Kısa vadeli kazançlar uzun vadede bölgenin itibarına zarar verir. Geçmişte yaşanan "kerpeten" misali yanlış uygulamaların tekrarlanmaması gerekir.
Asıl yapılması gereken; hizmet kalitesini artırmak, doğayı korumak, turistik alanları geliştirmek ve bölgenin kültürel değerlerini daha iyi tanıtmaktır.
Bu noktada Şalpazarı'na da önemli görevler düşüyor. Ağasar'ın kültürü, horonu, kemençesi, yaylaları ve misafirperver insanları büyük bir turizm potansiyeli taşıyor. Eğer elimizi taşın altına koyabilirsek, sadece Trabzon değil, Şalpazarı da bu turizm hareketliliğinden hak ettiği payı alabilir.
Önemli olan turistin nereden geldiği değil, bölgeye nasıl değer kattığı ve bizim bu değeri nasıl yönettiğimizdir.
Kazanan Trabzon olsun, kazanan Şalpazarı olsun.